Uzman Psikolog Mert ADİL / Sivas
Kaygı yaşayan pek çok kişi kendisine benzer sorular sormaktadır:
Neden olacakları sürekli önceden düşünmeye çalışıyorum?
Her ihtimali değerlendirdiğim hâlde neden rahatlayamıyorum?
Belirsizlik karşısında neden hemen kötü senaryolar üretiyorum?
Karar vermeden önce neden tamamen emin olmak istiyorum?
Aynı düşünceyi tekrar tekrar gözden geçirmek neden kaygımı azaltmıyor?
Kontrol edemediğim durumlara neden tahammül edemiyorum?
Her şey yolundayken bile neden kötü bir şey olacakmış gibi hissediyorum?
Biraz daha düşünürsem doğru cevabı bulacağıma neden inanıyorum?
Yakınlarımdan güvence aldığım hâlde neden yeniden şüpheleniyorum?
Kaygıdan kurtulmaya çalıştıkça neden daha fazla kaygılanıyorum?
Bu yazıda kaygı; belirsizliğe tahammülsüzlük, kesinlik arayışı, aşırı düşünme, kontrol ihtiyacı, güvence arama ve kaçınma davranışları çerçevesinde ele alınmaktadır.
Kaygı, insanı olası tehlikelere karşı hazırlayan doğal bir duygudur. Ancak zihin, hazırlanmakla her ihtimali kontrol etmeyi birbirine karıştırdığında düşünme süreci çözüm üretmekten uzaklaşabilir.
Kişi “Biraz daha düşünürsem rahatlayacağım” diyerek aynı ihtimalleri tekrar tekrar değerlendirebilir. Fakat hayatın önemli alanlarında tam kesinlik mümkün olmadığı için aranan güven hiçbir zaman yeterli gelmeyebilir. Böylece düşünmek, kaygıyı çözmenin değil, kaygıyı sürdürmenin bir parçasına dönüşebilir.
Kaygıyla baş etmek, gelecekte ne olacağını tamamen bilmek değil; bilmediğimiz durumlarda da kendimizi taşıyabileceğimize güvenebilmektir.
“Kaygı, gelecekte olacaklardan korkmak değildir; geleceği kontrol edemeyeceğini kabul edememektir.”
— Uzman Psikolog Mert ADİL
Kaygı, gelecekte karşılaşılabilecek bir tehdit veya güçlük karşısında zihnin ve bedenin hazırlık hâline geçmesidir. Kalp atışlarının hızlanması, kasların gerilmesi, dikkatin olası tehlikelere yönelmesi ve zihnin farklı senaryolar üretmesi bu hazırlığın parçaları olabilir.
Bu yönüyle kaygı bütünüyle zararlı değildir. Sınava çalışmamıza, riskleri değerlendirmemize ve gerekli önlemleri almamıza yardımcı olabilir.
Sorun, tehlike geçmediği için değil, zihin tehlikenin bulunmadığından tamamen emin olamadığı için alarmı kapatamadığında başlayabilir. Kişi artık yalnızca hazırlanmaya değil, hayatın bütün ihtimallerini kontrol etmeye çalışır.
“Kaygının amacı seni üzmek değildir. Amacı seni hazırlamaktır. Sorun, zihnin hazırlıkla kontrol etmeyi birbirine karıştırmasıdır.”
Kaygı çoğunlukla gelecekte kötü bir olay yaşanacağından korkmak şeklinde açıklanır. Ancak birçok durumda asıl güçlük, kötü ihtimalin varlığından çok bu ihtimalin tamamen ortadan kaldırılamamasıdır.
Kişi şu sorulara kesin yanıtlar arayabilir:
Ya yanlış karar verirsem?
Ya ilişkim sona ererse?
Ya sağlığımla ilgili gözden kaçırdığım bir şey varsa?
Ya başarısız olursam?
Ya insanlar beni yanlış anlarsa?
Ya gelecekte pişman olursam?
Bu soruların amacı yalnızca bilgi edinmek değildir. Zihin, hiçbir risk kalmadığından emin olmak ister. Fakat yaşamın önemli kararları çoğu zaman kesinlikle değil; sınırlı bilgi, olasılık ve sorumlulukla birlikte gelir.
Bu nedenle kaygılı zihin cevap arıyor gibi görünse de aslında kesinlik arıyor olabilir.
Belirsizliğe tahammülsüzlük, kişinin sonucu henüz bilinmeyen durumları olduğundan daha tehdit edici ve taşınması güç görmesidir.
Belirsizlik karşısında şu düşünceler ortaya çıkabilir:
“Ne olacağını bilmeden rahat edemem.”
“Kötü bir ihtimal varsa önceden bulmalıyım.”
“Doğru karardan tamamen emin olmalıyım.”
“Hazırlıksız yakalanırsam bununla baş edemem.”
“Şüphe duyuyorsam ortada mutlaka bir sorun vardır.”
“Kontrolü bırakırsam kötü bir şey olur.”
Buradaki temel güçlük yalnızca geleceğin bilinmemesi değildir. Kişinin, sonucu bilmeden de yaşayabileceğine ve karşılaşacağı durumlarla baş edebileceğine güvenememesidir.
“Belirsizlik acı vermez; belirsizliğe rağmen yaşayabileceğine güvenememek acı verir.”
İnsan yalnızca kaygılandığı için çok düşünmez. Bazen düşünmenin belirsizliği azaltacağına, doğru cevabı bulduracağına veya kötü bir olayı önleyeceğine inandığı için düşünmeyi bırakamaz.
Bu süreç genellikle şöyle ilerler:
Böylece düşünme, sorunu çözmekten çok kaygı karşısında gerçekleştirilen bir güvenlik davranışına dönüşebilir.
“İnsan kaygılandığı için çok düşünmez; belirsizliği azaltabileceğine inandığı için düşünmeyi bırakamaz.”
Her düşünme biçimi kaygıyı artırmaz. Sağlıklı problem çözme, kişinin etkileyebileceği bir konu hakkında somut bir karar veya eylem üretir.
Problem çözme:
Belirli bir konuya odaklanır.
Mevcut bilgilerle ilerler.
Somut bir karar veya plan oluşturur.
Düşünme tamamlandığında eyleme geçilir.
Belirsizliğin tamamen yok olmasını beklemez.
Kaygılı düşünme:
“Ya şöyle olursa?” sorularıyla büyür.
Aynı ihtimalleri tekrar tekrar inceler.
Yeni bir bilgi üretmeden devam eder.
Kişiyi karara değil, daha fazla şüpheye götürür.
Tam güvence bulunmadan durmaz.
Kendinize şu soruyu sormak yararlı olabilir:
“Şu anda bir problemi mi çözüyorum, yoksa kendimi tamamen güvende hissetmeye mi çalışıyorum?”
Kaygılı zihin, yeterince düşünürse geleceği öngörebileceğine inanabilir. Bu nedenle kişi aynı konuşmayı, kararı veya ihtimali zihninde tekrar tekrar inceleyebilir.
Fakat her yeni değerlendirme beraberinde yeni bir soru getirir:
“Peki bunu hesaba kattım mı?”
“Ya gözden kaçırdığım başka bir ihtimal varsa?”
“Bu karardan gerçekten emin miyim?”
“Rahatlamadıysam doğru sonuca ulaşmamış olabilir miyim?”
Böylece rahatlama hissi, doğru karar vermenin ölçütü hâline gelir. Oysa önemli bir karar verdikten sonra da kaygı, şüphe veya pişmanlık ihtimali hissedilebilir. Rahatsızlık hissetmek kararın mutlaka yanlış olduğunu göstermez.
“Zihin, ‘Biraz daha düşünürsem rahatlayacağım’ der. Fakat kaygının paradoksu şudur: Sürekli cevap aramak, soruyu daha da büyütür.”
Kaygı yaşayan kişi yakınlarına tekrar tekrar aynı soruları sorabilir:
“Sence kötü bir şey olur mu?”
“Doğru karar verdim mi?”
“Bana kızgın görünmüyor, değil mi?”
“Bu belirti ciddi değildir, değil mi?”
“Her şeyin yolunda olduğundan emin misin?”
Güvence almak kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Ancak kişi zamanla kendi değerlendirmesine değil, dışarıdan gelecek doğrulamaya bağımlı hâle gelebilir. Yeni bir şüphe oluştuğunda yeniden güvence ihtiyacı duyar.
Burada sorun destek istemek değildir. Sorun, desteğin belirsizlikle karşılaşmayı sürekli ertelemenin bir aracına dönüşmesidir.
Kontrol davranışları kişiye başlangıçta güven verebilir. Mesajları tekrar okumak, bedensel belirtileri sürekli takip etmek, yaptığı işi defalarca incelemek veya internette saatlerce araştırma yapmak geçici bir rahatlama yaratabilir.
Ancak zihin bu rahatlamadan şu sonucu çıkarabilir:
“Kontrol ettiğim için kötü bir şey olmadı.”
Böylece kişi bir sonraki durumda daha fazla kontrol etme ihtiyacı hisseder. Kontrol arttıkça kendi hafızasına, kararlarına ve baş etme kapasitesine duyduğu güven azalabilir.
Kaygı, kontrol edilmediği için değil; kontrol edilmesi gerektiğine inanıldığı için devam edebilir.
Kaygı uyandıran durumlardan uzak durmak kısa vadede rahatlatıcıdır. Kişi karar vermeyi erteleyebilir, sosyal ortamlardan kaçınabilir, yolculuğa çıkmayabilir veya başarısız olma ihtimali bulunan girişimlerden vazgeçebilir.
Fakat kaçınma davranışı zihne şu mesajı verir:
“Bu durum gerçekten tehlikeliydi ve ben onunla baş edemezdim.”
Kişi belirsizlikle karşılaşmadığı için kaygısının zamanla azalabileceğini veya güçlükle baş edebileceğini deneyimleyemez. Böylece korumaya çalıştığı hayat giderek daralabilir.
“Kaygı arttıkça insan hayatını büyütmez; belirsizliği küçültmeye çalışır. Fakat hayat, belirsizlik küçüldüğünde değil, tolere edildiğinde genişler.”
Kaygının kendisi kadar, kaygıya verilen anlam da kişinin yaşadığı güçlüğü artırabilir.
Kişi şöyle düşünebilir:
“Bunu düşünmemem gerekiyor.”
“Normal bir insan böyle kaygılanmaz.”
“Bu duyguyu hemen durdurmalıyım.”
“Kaygılanıyorsam kontrolümü kaybediyorum.”
“Güçlü olsaydım böyle hissetmezdim.”
Bu düşünceler ilk kaygının üzerine ikinci bir mücadele ekler. Kişi artık yalnızca gelecekteki bir sorunla değil, kaygı hissettiği için kendisiyle de savaşmaya başlar.
“Bazen insanı yoran şey yaşadığı problem değildir; problemi yaşamaması gerektiğine dair inancıdır.”
Kaygının varlığını kabul etmek, onun söylediği her şeye inanmak anlamına gelmez. Duygunun bulunmasına izin verirken davranışları değerler doğrultusunda seçebilmek mümkündür.
Kaygı sırasında aşağıdaki düşünce eğilimleri görülebilir:
Felaketleştirme
Olumsuz bir ihtimalin en ağır sonucuna odaklanmak ve bu sonucun gerçekleşme olasılığını yüksek değerlendirmektir.
“Bir hata yaparsam her şey mahvolur.”
Olasılığı Tehlike Gibi Görmek
Bir olayın mümkün olmasını, gerçekleşeceğinin kanıtı saymaktır.
“Böyle bir ihtimal varsa güvende değilim.”
Duyguyu Kanıt Saymak
Kaygı hissedildiği için ortada gerçek bir tehlike bulunduğunu düşünmektir.
“İçimde kötü bir his varsa bir şeyler ters gidiyor olmalı.”
Baş Etme Gücünü Küçümsemek
Kişinin olası bir sorun karşısında kullanabileceği becerileri, kaynakları ve desteği gözden kaçırmasıdır.
“Böyle bir şey olursa bununla baş edemem.”
Kesinlik Talep Etmek
Bir karar vermek veya harekete geçmek için bütün ihtimallerin açıklığa kavuşmasını beklemektir.
“Tamamen emin olmadan adım atamam.”
Bu düşüncelerin güçlü hissedilmesi, mutlaka doğru oldukları anlamına gelmez.
Aşağıdaki durumlar sık tekrarlanıyorsa kaygı örüntüsünü daha yakından değerlendirmek yararlı olabilir:
Karar vermeden önce tamamen emin olmaya çalışıyorsanız
Aynı konuyu zihninizde tekrar tekrar inceliyorsanız
Kısa süre önce aldığınız güvenceye yeniden ihtiyaç duyuyorsanız
İnternette uzun süre belirti veya risk araştırıyorsanız
Yanlış yapma korkusuyla sorumlulukları erteliyorsanız
Kaygı uyandıran ortamlardan giderek daha fazla kaçınıyorsanız
Kontrol edemediğiniz durumlarda yoğun huzursuzluk yaşıyorsanız
Rahatlamadan harekete geçemeyeceğinizi düşünüyorsanız
Olası tehlikeleri sürekli takip etmekten günlük yaşamınıza odaklanamıyorsanız
Kaygılanmamaya çalışmak gününüzün önemli bir bölümünü kaplıyorsa
Bu belirtilerden bir veya birkaçının bulunması tek başına psikolojik bir tanı anlamına gelmez. Önemli olan bu örüntülerin ne sıklıkta yaşandığı, ne kadar sürdüğü ve kişinin günlük yaşamını ne ölçüde etkilediğidir.
Kendinize şu soruları sorun:
Bu konuda şu anda yapabileceğim somut bir şey var mı?
Düşünmem yeni bir bilgi veya çözüm üretiyor mu?
Yoksa hiçbir risk kalmadığından emin olmaya mı çalışıyorum?
Somut bir adım varsa plan oluşturulabilir. O an çözülemeyen bir belirsizlik varsa düşünmeye devam etmek her zaman çözüm sağlamayabilir.
Hayattaki birçok karar yüzde yüz güvenle verilmez. “Tamamen doğru karar” arayışı yerine şu soru daha işlevsel olabilir:
“Elimdeki bilgilerle, değerlerime uygun ve makul karar nedir?”
Amaç hatasız bir yaşam kurmak değil; hata ihtimali bulunan bir yaşamı sorumlulukla sürdürebilmektir.
“Ya kötü bir şey olursa?” düşüncesi bir ihtimaldir; gerçekleşmiş bir olay değildir.
Düşünceyi bastırmak yerine şöyle adlandırabilirsiniz:
“Zihnim şu anda bir tehlike senaryosu üretiyor.”
“Şu an kesinlik aradığımı fark ediyorum.”
“Kaygı hissetmem, tehlikenin kesin olduğu anlamına gelmez.”
“Bu ihtimali tamamen çözemesem de günüme devam edebilirim.”
Kaygılandığınızda ne yaptığınızı gözlemleyin:
Tekrar tekrar soru soruyor musunuz?
İnternette araştırma mı yapıyorsunuz?
Bedensel belirtilerinizi mi kontrol ediyorsunuz?
Verdiğiniz kararı yeniden mi inceliyorsunuz?
Rahatlayana kadar ertelemeyi mi seçiyorsunuz?
Bu davranışları bir anda tamamen bırakmak yerine sıklığını ve süresini kademeli olarak azaltmak daha uygulanabilir olabilir.
Belirsizliğe dayanma kapasitesi yalnızca düşünerek değil, deneyimleyerek gelişir.
Örneğin:
Önemsiz bir mesajı defalarca kontrol etmeden göndermek
Küçük bir kararı başkasından onay almadan vermek
Her ayrıntısını bilmediğiniz bir programa katılmak
İnternette araştırma yapmayı belirli bir süre ertelemek
Kaygı azalmadan günlük işe devam etmek
Amaç kaygıyı hemen ortadan kaldırmak değil, kaygı varken de davranış seçebildiğinizi deneyimlemektir.
Kişi bazen yaşamaya başlamadan önce tamamen rahatlaması gerektiğini düşünür. Ancak kaygının bitmesini beklemek, hayatı süresiz olarak erteleyebilir.
Şu soru yardımcı olabilir:
“Kaygım şu anda yanımda kalsa bile benim için önemli olan hangi küçük adımı atabilirim?”
Kaygılı zihin yalnızca kötü bir olayın olasılığını büyütmez; kişinin o olayla baş etme kapasitesini de küçültebilir.
Geleceği tamamen kontrol edemeyebilirsiniz. Ancak gerektiğinde yardım isteme, yeni bilgi edinme, yeniden karar verme, duygularınızı düzenleme ve değişen koşullara uyum sağlama kapasiteniz olabilir.
Psikolojik güven, “Başıma hiçbir şey gelmeyecek” düşüncesinden çok, “Bir şey olduğunda bununla ilgilenebilirim” inancıyla gelişir.
Kaygı;
Günlük yaşamı belirgin biçimde sınırlandırıyorsa
İş, ilişki veya sosyal yaşamı etkiliyorsa
Yoğun kaçınma ve ertelemeye yol açıyorsa
Uyku, dikkat veya bedensel işlevleri bozuyorsa
Kontrol, araştırma ve güvence arama davranışları giderek artıyorsa
Kişi kendi başına baş etmekte zorlanıyorsa
bir ruh sağlığı uzmanından değerlendirme almak yararlı olabilir.
Psikoterapi sürecinde yalnızca kaygılı düşüncelerin içeriği değil; kişinin bu düşünceler karşısında geliştirdiği kontrol, kaçınma, güvence arama ve aşırı düşünme örüntüleri de ele alınabilir.
Kaygı her zaman yaklaşan bir tehlikenin kanıtı değildir. Bazen zihnin belirsizliğe ne kadar az alan tanıdığının göstergesidir.
İnsan geleceği tahmin edemediği için değil, geleceği tahmin etmesi gerektiğine inandığı için daha fazla kaygılanabilir. Her sorunun kesin cevabını aramak kısa süreli bir güven sağlasa da uzun vadede zihnin şüpheye verdiği önemi artırabilir.
Kaygıyla baş etmek; bütün ihtimalleri kontrol etmek, hiçbir zaman hata yapmamak veya sürekli rahat hissetmek değildir. Belirsizlik devam ederken de karar verebilmek, değer verilen alanlara yönelebilmek ve gerektiğinde karşılaşılan güçlüklerle baş edebileceğine güvenebilmektir.
“Kaygılı zihin cevap arıyor gibi görünür; aslında kesinlik arıyordur. Oysa hayatın hiçbir önemli kararı kesinlikle gelmez.”
— Uzman Psikolog Mert ADİL
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.