Bazen kendimizle ilgili bir şeyi fark ettiğimizde, o farkındalığın beraberinde hızlı bir değişim getirmesini bekleyebiliyoruz. “Bunu artık görüyorum. Neden hâlâ aynı şeyi yapıyorum?” “Nereden geldiğini anladım. Peki neden hâlâ böyle hissediyorum?” “Farkındayım ama neden değişmiyor?” gibi sorularla karşılaşıyoruz. Bir şeyi zihinsel olarak bilmekle onu duygusal olarak anlamak ve deneyimleyebilmek her zaman aynı şey değil. Buna entelektüel içgörü ile duygusal içgörü farkı da denebilir.
Belki de insanların kendilerine en çok yüklendiği yerlerden biri tam olarak burasıdır. Oysa farkındalığın da kendi içinde katmanları var ve tek bir fark ediş dönüşüme adım atmaya yetmeyebiliyor. Örneğin, zorlandığımız bir anda neden hep aynı tepkiyi verdiğimizi fark etmek, bir sonraki sefer o tepkiyi vermeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Önce tekrar ettiğimiz şeyi görüyoruz; zamanla neyin onu tetiklediğini, o sırada ne hissettiğimizi, neye ihtiyaç duyduğumuzu ya da belki neyden korunmaya çalıştığımızı fark etmeye başlıyoruz. Aynı örüntüyle her karşılaşmamız, bize onun başka bir tarafını gösterebiliyor. Farkındalık bir kapı açıyor ama o kapıdan geçmek ve o deneyimle kalabilmek zaman alabiliyor. Belki de bu yüzden farkındalık tek başına dönüştürücü olmayabilir; ama dönüşümün kapısını açan ilk adımdır. Çünkü kalıcı bir dönüşüm için fark edilmemiş ve anlaşılmamış bir şeyle çalışmak oldukça zor. Asıl dönüşüm ise fark ettiğimiz şeyle güvenli bir temas kurabildiğimizde başlıyor. Onu hemen ortadan kaldırmaya ya da değiştirmeye çalışmak yerine, anlamaya, nasıl oluştuğunu ve bugün bizim için ne ifade ettiğini merak etmeye başladığımızda farkındalık da başka bir yere taşınıyor. Bu yüzden “Tamam, fark ettim. Peki şimdi bunu nasıl değiştireceğim?” sorusunun tek ve hızlı bir cevabı olmayabilir. Belki başlangıç, kendimize anlamaya yönelik sorular sormak, yaşadığımız deneyimi hemen değiştirmek zorunda olmadığımızı hatırlamak, bunu tek başımıza yapmak zorunda olmadığımızı bilmek ve süreç boyunca “Şu anda bana ne destek olur?” sorusunun peşine düşmek olabilir. Çünkü bazen değişim, fark ettiğimiz şeyi hemen değiştirebilmekte değil, onunla kurduğumuz ilişkinin değişmeye başlamasında saklıdır.


