Panik atak yalnızca yoğun bir korku deneyimi midir, yoksa kişinin kendi dayanıklılığına ilişkin geliştirdiği inançların da bir yansıması olabilir mi?
Panik atak yaşayan birçok insanın ortak deneyimlerinden biri, bedeninde ortaya çıkan belirtilerden korkmasıdır. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, baş dönmesi, terleme, titreme ve kontrolünü kaybedecekmiş gibi hissetme, kişide yoğun bir tehdit algısı oluşturabilir.
Ancak panik atağın psikolojik boyutunu anlamaya çalıştığımızda önemli bir soruyla karşılaşırız:
Kişi gerçekten bedensel belirtilerinden mi korkmaktadır, yoksa bu belirtiler karşısında kendisini çaresiz ve dayanıksız hissetmekten mi?
Şema Terapi perspektifinden bakıldığında, bu sorunun yanıtı bazı bireylerde Hastalıklar ve Zarar Görme Karşısında Dayanıksızlık Şeması ile ilişkili olabilir.
Dayanıksızlık Şeması Nedir?
Jeffrey Young tarafından geliştirilen Şema Terapi modelinde dayanıksızlık şeması, kişinin herhangi bir anda ciddi bir hastalık, felaket veya kontrol edemeyeceği olumsuz bir olay yaşayacağına ve bununla baş edemeyeceğine ilişkin yoğun beklentilerini ifade eder.
Bu şemaya sahip kişiler dünyayı tehlikelerle dolu, kendi bedenlerini ise kolayca zarar görebilecek kırılgan bir yapı olarak algılayabilirler.
Zihinlerinde sıklıkla şu düşünceler belirir:
- “Ya kalp krizi geçirirsem?”
- “Ya bayılırsam ve kimse bana yardım edemezse?”
- “Ya kontrolümü kaybedersem?”
- “Ya bu belirtilere dayanamazsam?”
- “Ya başıma kötü bir şey gelirse ve bununla baş edemezsem?”
Burada dikkat çekici olan, kişinin yalnızca tehlikeden korkması değildir. Aynı zamanda tehlike karşısında kendi baş etme kapasitesine güvenmekte zorlanmasıdır.
Panik Atak ve Dayanıksızlık Şeması Arasındaki İlişki
Panik atak sırasında ortaya çıkan bedensel belirtiler, dayanıksızlık şemasını tetikleyebilir.
Örneğin, kalp atışlarının hızlandığını fark eden bir kişi bu durumu geçici ve olağan bir fizyolojik değişim olarak değerlendirmek yerine ciddi bir sağlık sorununun başlangıcı olarak yorumlayabilir.
Bu yorum kişinin kaygısını artırır. Artan kaygı kalp atışlarını daha da hızlandırabilir. Böylece kişi, korktuğu bedensel belirtilerin giderek şiddetlendiği bir döngünün içine girebilir.
Panik atağın kendini besleyen döngüsü
Bedensel belirti
Kalp çarpıntısı, baş dönmesi
Dayanıksızlık şemasının tetiklenmesi
“Bedenim zarar görebilir.”
Felaketleştirme
“Kalp krizi geçireceğim, baş edemeyeceğim.”
Kaygı ve fizyolojik uyarılmanın artması
Belirtilerin daha yoğun hissedilmesi
Döngü yeniden başlar
Bu döngüde kişi yalnızca panik belirtilerinden değil, belirtilerin yol açabileceğini düşündüğü felaketlerden de korkmaktadır.
Dayanıksızlık Şeması Çocuklukta Nasıl Gelişir?
Erken dönem uyumsuz şemaların oluşumunda çocukluk deneyimleri önemli bir rol oynayabilir.
Özellikle aşırı koruyucu ebeveyn tutumları, sürekli tehlikelere odaklanan aile ortamları, hastalık ve kayıp deneyimleri ya da çocuğun kendi başına sorun çözmesine yeterince fırsat verilmemesi, dayanıksızlık şemasının gelişimine katkıda bulunabilir.
Örneğin çocukluğunda sürekli olarak;
“Dikkat et, hasta olursun.”
“Tek başına yapamazsın.”
“Başına kötü bir şey gelebilir.”
gibi mesajlarla büyüyen bir çocuk, zaman içerisinde dünyayı tehlikeli, kendisini ise bu tehlikeler karşısında yetersiz algılamaya başlayabilir.
Elbette her koruyucu ebeveyn tutumu bu şemayı oluşturmaz. Şemaların gelişiminde mizaç, öğrenme deneyimleri ve çevresel koşullar birlikte rol oynar.
Panik Atak Yaşayan Kişi Neden Kaçınmaya Başlar?
Dayanıksızlık şeması belirgin olan kişiler, kendilerini güvende hissetmek amacıyla çeşitli güvenlik davranışları geliştirebilirler.
Örneğin yalnız dışarı çıkmamak, hastaneye yakın yerlerde bulunmayı tercih etmek, sürekli nabız kontrol etmek, yanında ilaç taşımak veya bedensel belirtiler ortaya çıkmasın diye egzersizden kaçınmak gibi davranışlar görülebilir.
Bu davranışlar kısa vadede kaygıyı azaltabilir. Ancak uzun vadede kişinin kendi dayanıklılığına ilişkin olumsuz inançlarını sürdürebilir.
Çünkü kişi her kaçındığında zihninde şu düşünce güçlenebilir:
“Kötü bir şey yaşamadım çünkü kendimi korudum. Demek ki korunmasaydım baş edemeyecektim.”
Böylece kişi, korktuğu durumlarla baş edebileceğini deneyimleme fırsatını kaybedebilir.
Şema Terapi Panik Atak Tedavisinde Nasıl Bir Rol Oynar?
Panik bozukluk tedavisinde bilişsel davranışçı terapi, özellikle bedensel duyumlara yönelik korkunun ve kaçınma davranışlarının azaltılmasında güçlü bilimsel desteğe sahip yaklaşımlardan biridir.
Şema Terapi ise özellikle kişinin kendisini kırılgan, çaresiz ve tehlikeler karşısında yetersiz algılamasına neden olan köklü inançları anlamak açısından tamamlayıcı bir perspektif sunabilir.
Terapi sürecinde yalnızca “Kalp çarpıntım tehlikeli mi?” sorusu üzerinde çalışılmaz.
Aynı zamanda şu sorular da ele alınabilir:
“Ben neden bedenime güvenemiyorum?”
“Bir sorun yaşadığımda bununla baş edemeyeceğime neden inanıyorum?”
“Çocukluğumda tehlikeler karşısında kendimi nasıl hissederdim?”
“Bugünkü yetişkin hâlimin baş etme becerileriyle çocukluğumdaki çaresizlik duygusu arasındaki fark nedir?”
Bu süreçte amaç, kişinin bedensel duyumlarını daha gerçekçi değerlendirmesi, belirsizliğe tolerans geliştirmesi ve kendi baş etme kapasitesini yeniden keşfetmesidir.
Şema Terapi’nin panik bozukluk üzerindeki özgül etkinliğine ilişkin kanıtların, bilişsel davranışçı terapiye kıyasla henüz daha sınırlı olduğunu da belirtmek gerekir.
Sonuç: Korkulan Şey Bazen Panik Atağın Kendisi Değildir
Panik atak yaşayan herkesin dayanıksızlık şemasına sahip olduğunu söylemek doğru değildir. Panik belirtilerinin gelişiminde biyolojik yatkınlıklar, stres, öğrenme süreçleri, bedensel duyumlara yönelik hassasiyet ve farklı psikolojik mekanizmalar rol oynayabilir.
Ancak bazı kişilerde panik atağın merkezinde yalnızca ölüm, bayılma veya kontrol kaybı korkusu değil, daha derin bir inanç bulunabilir:
“Ben güçsüzüm. Bedenim kırılgan. Kötü bir şey olursa bununla baş edemem.”
Terapide bu inançların fark edilmesi ve yeniden değerlendirilmesi, kişinin hem bedenine hem de kendi dayanıklılığına ilişkin algısını değiştirmesine yardımcı olabilir.
Çünkü psikolojik dayanıklılık, hiçbir zaman korkmamak veya bedensel belirtiler yaşamamak değildir.
Dayanıklılık, korku ve belirsizlik karşısında da baş edebilme kapasitesini geliştirebilmektir.
Ve bazen terapideki en önemli değişim, kişinin artık panik atak yaşamaması kadar, panik belirtileri ortaya çıktığında kendisini eskisi kadar çaresiz hissetmemesidir.
Klinik Psikolog Mehmet Kara, ISST Onaylı Şema Terapisti, EMDR Europe Akredite Terapist
Not: İlk kez ortaya çıkan, alışılmadık veya ciddi bedensel belirtilerin yalnızca panik atağa bağlanmaması ve gerektiğinde tıbbi değerlendirme yapılması önemlidir.


