Hepimizin sırtında, bazen varlığını bile unuttuğumuz ama adım atarken bizi yavaşlatan görünmez bir taş var: Geçmişimiz. Günlük hayatta aniden öfkelendiğimizde veya derin bir üzüntüye boğulduğumuzda, aslında o an yaşadığımız olaya değil; geçmişte çözümsüz kalmış, yarım bırakılmış o yorgun duygularımıza tepki veririz. Bu ağır yükten özgürleşmek elbette imkânsız değil, ancak filmlerdeki gibi bir sabah uyanıp her şeyi arkada bırakmış olmak da pek gerçekçi değil. Bu, zaman, çaba ve en çok da kendine şefkat isteyen bir süreç.
Yaşadığımız o sarsıcı ayrılık, çocuklukta duyduğumuz bir reddedilme, haksızlığa uğradığımız o an… Zihnimiz tüm bu anıları zamanla silikleştirip unutmuş gibi yapabilir. Oysa geçmişin izleri sadece hafızamızda değil; omuzlarımızdaki gerginlikte, midemize giren kramplarda, yani doğrudan bedenimizde ve duygularımızda saklanmaya devam eder.
Toplum olarak acı çeken birine hemen “Boş ver, unut gitsin, önüne bak” demeye çok meyilliyiz. Oysa gerçek iyileşme unutmakla değil, o duyguyu saklandığı yerden çıkarıp ona nefes aldırabilmekle başlar. Kendi kendimize “Evet, bu olay benim çok canımı yaktı ve dürüst olmak gerekirse bugün hâlâ da etkiliyor” diyebilme cesareti, o ağır taşın bağlarını çözen ilk ve en önemli adımdır.
Ne yaparsak yapalım, zaman makinesine binip geçmişte yaşanan o olayları geri alamayız. Fakat o deneyimlere yüklediğimiz anlamı değiştirmek tamamen bizim elimizdedir. Yaşadığımız bir olayı bugün nasıl yorumluyorsak, şimdiki hayatımızı da o yönde şekillendirir. Geçmişin değişmez duvarlarına çarpıp durmak yerine o anıların içindeki anlamı dönüştürdüğümüzde, içimizdeki o ağır duygu yükünün de usulca hafiflediğini hissederiz.
Geçmişte bizi yoran, aşağı çeken o insanlar, toksik alışkanlıklar veya üzerimize yapışan o yorucu roller bugün de hayatımızda söz sahibiyse, geçmişten özgürleştiğimizi söyleyemeyiz. İçsel bir değişim istiyorsak, bunu önce dışarıdaki davranışlarımızla somutlaştırmalıyız. Gerektiğinde “hayır” diyebilmek ve sağlam sınırlar çizebilmek, geçmişle aramıza koyduğumuz en sağlıklı mesafedir.
Asıl mesele geçmişten tamamen kopmak, onu yok saymak veya hafızamızı sıfırlamak değildir. Asıl özgürlük; tüm o yaşanmışlıkları, acıları ve hataları hayatımızın bir parçası olarak kabul edip onlarla barış masasına oturabilmektir. Çünkü geçmişle savaşmayı bıraktığımızda, bugünü inşa edecek enerjiyi nihayet kendimizde bulabiliriz.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.