Röportaj

Fethi Bey, yaptığınız iş ile ilgili en sevdiğiniz 3 şey nedir?

Her zaman her yerde yinelenen bir söz vardır: “Her şeyin başı sağlık”. Bu nedenle yaptığım.
İşte sevdiğim ilk şey “Sağlığı bozulmuş insanları sağlığına kavuşturmak.” Hasta olan kişi bedensel rahatsızlığı yanında duygusal olarak da ‘genellikle’ yıkılmıştır. Konuşarak, sohbet ederek iyileşeceğine inandırarak onu yeniden duygusal olarak kalkındırmak, mutlu etmek. Uzmanlık alanımla ilgili sürekli izlediğim yayınlarda ya da uluslararası bilimsel toplantılarda yeni tanı ve özellikle tedavi olanaklarını görmek ve uygulayabilmek.

İnternet ve teknoloji işinizi ne şekilde kolaylaştırdı?

İnanılmaz ve sözlerle anlatılamaz ölçüde işimize kolaylıklar getirdi. Örneğin tanı ve tedavi olanaklarının çok gelişmesine yol açtı. Doğru tanıyı kolaylaştırdı ve çabuklaştırdı. Daha önce yeni gelişmelerden aylar hatta bazen yıllar sonra haberdar olurken şimdi nerdeyse saatler içinde bilgi sahibi oluyoruz. Bu günlük yaşamımızdan bir örnekle karşılaştırırsak, örneğin önceleri yurt dışında çekilen vizyondaki filmleri ve dizileri yıllar sonra izlerken, bu gün eş zamanlı seyredebiliyoruz…

Bu uzmanlık alanını tercih etme sebebiniz nedir?

Nöroloji tıp dalları içinde görece bilinmeyenleri daha çok olan ve hastalarının tedavi daha zor olan bir daldır. Zoru başarmayı ve araştırarak yeni şeyler öğrenmeyi çok sevdiğim için “Nöroloji” öncelikli tercih nedenim olmuştur. Ayrıca okuduğum fakültede bu branştaki hocalarıma olan özellikli sevgi ve saygım da bu tercihi perçinlemiştir.

Görev yaptığınız süre içerisinde sizi keyiflendiren veya aklınızda kalan bir vaka veya olayı bizimle paylaşmak ister misiniz?

Hastalarımdan aldığım çok samimi konaklama davetleri ile çam sakızı çoban armağanı kendi ürettiği 10 yumurta, yarım kilo yeşil fasulye bir küçük sepet incir beni mutlu etmiştir. Unutamadığım olaylardan birisi; bir öğrencime yaşattığım mutluğun hikayesidir. Bir kış akşamı küçük loş bir mekanda canlı müzik dinlerken müzik ara verdiğinde bir genç yanıma geldi. Siz beni hatırlamazsınız “abi” ama ben sizi hiç unutmuyorum ve unutmayacağım dedi. Tıp fakültesini bitirdikten sonra Göz Hastalıkları ihtisası için Amerika’ya gittim. Bir hasta viziti sırasında Amerikalı hoca bir hastanın anormal göz hareketlerini gösterdi ve bunun ne olduğunu sordu. 8-10 kişilik asistan grubundan hiç kimse bilemedi ama ben tıp öğrencisi iken sizden öğrendiğim bilgi ile doğru yanıtı verdim. Herkes şaşırdı ve o günden sonra tüm ihtisas boyunca saygın ve popüler oldum dedi.

Mutlaka zor bir meslektir, o yüzden şöyle soralım: Mesleğinizin kendine özgü zorlukları nelerdir?

Sinir dokusunun hasardan sonra onarımı zor ve uzun süre aldığı için çoğu hastada iyileşme süreci uzundur ve dolayısı ile engellilik süresi de uzundur. Bu nedenle hastaların psikolojik olarak da desteklenmesi gerekir. Ayrıca ender rastlanan bazı hastalıklar vardır ki bunların iyileşmesi mümkün değildir. Böyle bir hastalık tanısına varmak hekim olarak beni çok üzer ve her zaman inşallah böyle bir hastayla karşılaşmam derim.

Sizce hekim olmak için bir insanın hangi vasıflara sahip olması gerekir?

Öncelikle gerçek anlamda “İNSAN” olması gerekir. Ardından, dürüst, namuslu, yürekli, dayanıklı, cesur, çalışkan, çabuk ama sabırlı, özverili… gibi erdemli niteliklere sahip olması beklenir.

Son olarak danışanlara yönelik tavsiyeleriniz varsa paylaşır mısınız?

Hekimlik için söylediğim ilk nitelik hastalar için de geçerlidir. Öncelikle “İNSAN” olmak gerekir. Sağlığı ile ilgili eskiye göre değişen bir şeyler varsa “ihmal” etmemeli ve bir hekime görünmelidir. İlgili hekimi seçerken işinin “ehli” “erdemli” hekimlerle buluşması gereklidir. Bir hastalık tanısı aldığında hemen yıkılmamalı bu günkü olanaklarla birçok hastalığın üstesinden gelindiğini bilmelidir.